İçeriğe geç

Edilgen ne demek TDK ?

Edilgen Ne Demek? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme

Günlük dilde sıkça karşılaştığımız kelimeler, bazen düşündüğümüzden daha derin anlamlara sahiptir. Bu kelimeler, sadece dilin yapısal özelliklerini değil, aynı zamanda toplumsal yapıları, güç ilişkilerini ve bireylerin toplumsal düzenle olan bağlarını anlamamıza da yardımcı olabilir. “Edilgen” kelimesi, tıpkı diğer dilsel kavramlar gibi, sadece dilbilgisel bir anlam taşımaz; aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir bağlamda da incelenmesi gereken bir terimdir. Peki, edilgen olmak ne demektir? Toplumda edilgen konumda olmak, iktidar ilişkileri ve toplumsal düzenle nasıl ilişkilidir? Bu sorulara yanıt ararken, “edilgenlik” kavramını siyaset bilimi açısından, güç, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi kavramları üzerinden tartışacağız.
Edilgenlik ve Güç İlişkileri

“Edilgen” kelimesi, genellikle bir kişinin veya grubun, eylemlerinin dışsal bir güç tarafından şekillendirildiği, yani kendi iradesiyle değil, başkalarının iradesiyle hareket ettiği durumu tanımlar. Dilbilgisel olarak, edilgenlik bir fiilin nesnesinin özneye dönüşmesi durumudur; ancak siyasal ve toplumsal bağlamda bu kavram, bireylerin veya toplulukların egemen güçler tarafından kontrol edilen bir konumda olduklarını gösterir. Edilgenlik, çoğu zaman güçsüzlük ve pasiflik ile ilişkilendirilir.

Güç ilişkileri, toplumların yapılarını ve bireylerin toplumsal yaşamlarını şekillendiren temel dinamiklerden biridir. Siyasal teorilerde güç, genellikle iki ana şekilde incelenir: iktidar (dominasyon) ve meşruiyet. İktidar, bir kişinin veya grubun, diğerleri üzerinde kontrol ve etkide bulunabilme kapasitesini ifade eder. Meşruiyet ise, bu gücün toplum tarafından kabul edilmesi ve haklı görülmesidir.

Edilgen olmak, bu iktidar ilişkilerinde pasif bir rol üstlenmek anlamına gelir. Bir kişi veya topluluk, karar alma süreçlerinde dışlanmış olabilir, sesini duyuramıyordur ya da kendi yaşamını şekillendirme konusunda özgür değildir. Örneğin, monarşilerde halk, kralın iradesine boyun eğmek zorunda bırakılırken, demokratik toplumlarda ise seçmenler temsilcilerine karar alma gücü verir. Ancak her iki durumda da, toplumun bir kesimi edilgen konumda olabilir, yani kararların alındığı süreçlere dahil olamayabilir.
İktidar ve Kurumlar: Edilgenliğin Yapısal Temelleri

Siyasal kurumlar, toplumdaki güç ilişkilerini yapılandırır ve toplumun nasıl işlediğini belirler. Bu kurumlar, hükümet, yasama, yargı gibi resmi kurumlar olabileceği gibi, medya, eğitim, din gibi gayri resmi yapılar da olabilir. Edilgenlik, bu kurumlar aracılığıyla topluma dayatılan bir durum olabilir.

Örneğin, bir otoriter rejimde, iktidar genellikle merkezileşmiştir ve toplumun çoğu, bu yapılar içinde edilgen bir konumda kalır. Medya, devletin kontrolünde olabilir, eğitim sistemi ideolojik olarak şekillendirilebilir ve toplumun farklı kesimleri seslerini duyurmakta zorlanabilir. Bu tür yapılar, bireylerin toplumsal ve siyasal hayata katılımını engeller ve onları edilgen kılar.

Demokratik toplumlar ise, bireylerin devletin eylemleri üzerinde daha fazla etkisi olduğu ve katılımının teşvik edildiği toplumlardır. Ancak, demokratik mekanizmalar bile bazen eşitsiz ve dışlayıcı olabilir. Seçim süreçlerinde ekonomik durum, eğitim seviyesi ve medya erişimi gibi faktörler, bazı bireylerin karar alma süreçlerine katılmalarını zorlaştırabilir. Bu durum, bireyleri potansiyel olarak edilgen bir konuma itebilir. Peki, gerçekten de herkes, demokratik süreçlere eşit şekilde katılabiliyor mu?
İdeolojiler ve Edilgenlik: Toplumdaki Düşünsel Baskılar

İdeolojiler, toplumların kolektif düşüncelerini ve değerlerini şekillendirir. Bu düşünsel yapılar, bireylerin ve grupların toplumdaki yerlerini nasıl algıladıklarını ve güç ilişkilerine nasıl tepki verdiklerini belirler. Toplumda güçlü olan ideolojiler, genellikle edilgen grupların düşünce biçimlerini de şekillendirir.

Örneğin, kapitalizm ve neoliberalizm gibi ideolojiler, bireyleri daha çok tüketim ve rekabetçi bir düzende yaşamaya teşvik ederken, bu ideolojilerin eleştirilemez olduğu bir ortamda, toplumsal eleştiriler ve karşı duruşlar edilgen bir konuma düşebilir. İdeolojik hegemonyanın etkisiyle, bireyler mevcut sistemin ve yapının değiştirilemez olduğuna inanabilirler. Bu, bireylerin ve grupların, toplumsal eşitsizliklere karşı durmalarını engelleyebilir ve onları edilgen bir durumda tutabilir.

Toplumda hegemonik ideolojiler genellikle egemen sınıflar tarafından dayatılır ve alt sınıflar, bu ideolojileri içselleştirerek toplumsal düzenin pasif katılımcıları haline gelir. Kapitalizm, patriyarkal sistemler ve hatta bazı devlet ideolojileri, bireyleri bu tür edilgen konumlara yerleştirerek, toplumsal değişim için gereken enerjiyi ve motivasyonu engeller.
Yurttaşlık ve Katılım: Edilgenliğin Karşısındaki Güçlü Araçlar

Yurttaşlık, bir toplumun üyelerinin toplumsal hayata katılımını ve bu katılımın, bireylerin haklarını kullanarak aktif bir şekilde toplumu şekillendirmelerini ifade eder. Yurttaşlık, özellikle demokrasilerde, bireylerin katılım hakkını ve bu katılımın sonucunda toplumsal değişim yaratabilme kapasitesini ifade eder. Ancak, yurttaşlık hakkı her zaman eşit şekilde uygulanmaz.

Bazı bireyler, toplumsal dışlanmışlık, yoksulluk, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi engellerle karşı karşıya kalabilir ve bu durum onları edilgen konumlara itebilir. Bu noktada, yurttaşlık hakkının genişletilmesi ve katılımın teşvik edilmesi büyük önem taşır. Çünkü aktif yurttaşlık, edilgenliğin karşısında durabilen en güçlü araçlardan biridir. Demokratik toplumlarda, halkın katılımı, toplumsal eşitlik ve özgürlük taleplerinin yükselmesini sağlar. Ancak, bu katılım her zaman yaygın değildir ve bazı gruplar hala dışlanmış hissedebilir.
Demokrasi ve Edilgenlik: Katılımın Zorunluluğu

Demokrasi, halkın kendi iradesiyle yönetildiği bir yönetim biçimidir. Ancak, demokrasinin işlemesi için katılımın zorunlu olduğu kadar, bu katılımın eşit ve kapsayıcı olması gerekir. Bir demokrasi, eğer sadece belirli grupların güç sahibi olduğu ve diğerlerinin edilgen kalmaya zorlandığı bir sistemse, o zaman gerçek bir demokrasi olarak kabul edilemez.

Günümüzdeki bazı demokratik sistemlerde, özellikle seçimlerdeki katılım oranları düşük, vatandaşların siyasete olan ilgisi azalıyor. Bu durum, halkın siyasete katılımının engellendiği veya dışlandığı bir toplumda, edilgenliğin yayılmasına neden olabilir. Bu noktada, demokrasi ve katılım arasındaki ilişkiyi sorgulamak gerekir: Demokrasi gerçekten herkes için eşit bir katılım alanı mı sunuyor, yoksa çoğunluk sisteminin dışladığı bir azınlık mı var?
Sonuç: Edilgenlik ve Güç İlişkileri

Sonuç olarak, edilgenlik sadece dilsel bir kavram değildir; aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir durumu ifade eder. Güç, iktidar ilişkileri, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi kavramları, edilgenliğin toplumda nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olur. Edilgenlik, yalnızca bireysel bir özellik değil, aynı zamanda toplumsal yapıların bir sonucudur. Peki, sizce toplumsal düzenin güç ilişkileri ve ideolojiler nasıl insanları edilgenleştiriyor? Demokrasi, gerçekten herkesin katılımını sağlayabiliyor mu, yoksa belirli gruplar hala dışlanıyor mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
vdcasino giriş